banner

Facebook
Twitter
Başa Dön
STRATEJİ

Trafik, demokrasi, iletişim.

23 Ekim 2017 , Pazartesi 14:34
Trafik, demokrasi, iletişim.
hakan@senbir.gs

Toplum olarak büyük bir iletişim sorunu yaşıyoruz. Bu sorunsalın içinde herkes kendi tarzının doğruluğunu kanıtlamaya çalışıyor ve kendisi dışında kalanları hemen hemen her alanda suçluyor. Bunun en çok kendisini gösterdiği alanların başında da trafik geliyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, en önemli medeniyet ölçerlerden biri trafik kültürüdür. Hatta iddiam şudur ki, trafik kültürü ve demokrasi kültürü arasında da yakın bir ilişki vardır.

Medeniyet ve demokrasi seviyesini “trafik” parametresi üzerinden rahatlıkla değerlendirebiliriz. Ancak ben trafikte kaza oranlarının yüksekliğinden, hız sınırını aşmaktan ya da alkollü araç kullanmaktan bahsetmeyeceğim. Çünkü bunların hiçbirinin demokrasi ile doğrudan ilgisi yok. Ben çok daha farklı iki olguyu hatırlatacağım. Bunlardan biri “Trafikte Açık Bırakılması Gereken Alanlar”, diğeri ise “Yaya Geçitleri”.
  
“Trafikte Açık Bırakılması Gereken Alanlar”dan başlayalım. Hani, pek göremiyoruz ama, aslında pek çok yerde, asfaltın üzerinde “Açık Bırak” diye yazması gereken alanlardan bahsediyorum. Dünyanın pek çok medeni ülkesinde, olması gereken her yerde yazar bu ifade. Örneğin;  İngiltere’de bu tip alanlarda “Keep Clear” yazısını görürüz. Buralarda yol bizimmiş gibi gözükse de, trafiğin durduğu ya da yavaşladığı zamanlarda bu alanları açık bırakırız ki, karşıdan gelip dönmek isteyen veya yan yoldan çıkmak isteyen biri rahatlıkla bunu yapabilsin. Ya da trafik ışıklarına geldiğimizde ve önümüzde trafik sıkıştığında bize yeşil yansa bile bu alana girmez, açık bırakır ve diğer yöne yeşil yandığında başkasının hakkını almamış oluruz. “Başkasının” derken bu kişileri “Diğer Vergi Ödeyenler” olarak da adlandırabiliriz.

Bu demokrat bir tavırdır. Çünkü “yol benim” demeyiz, başkasının da hakkı olduğunu biliriz. Sadece ana yolda gidenlerin veya kendisine yeşil ışık yananların bu yol için vergi vermediklerini ve herkesin vergi verdiğini hatırlarız. Başka bir örnekle ifade etmek gerekirse, yol verdiğiniz insanları kendi tarzımıza göre seçmeyiz. Yine biliriz ki, bütün yaşam tarzları o yol için vergi vermektedir.  

Bu tavrın, Francis Fukuyama’nın “Güven” adlı kitabında “Toplumsal Sermaye” dediği değer sistemi içine girdiğini düşünüyorum. Çünkü medeni ve demokrat toplumlarda oluşan değer, toplumun sermayesi olarak güven inşa ediyor. Yan yolda olan herkes biliyor ki, trafik yavaşlamışsa, onu gören ilk kişi bilemediniz ikinci ya da üçüncü kişi ona yol verecektir. Ya da trafik ışıklarında ise, kendisine yeşil yandığında ortadaki alan açık bırakıldığı için rahatlıkla geçebilecektir. Böylece bunun verdiği huzur, toplumsal sağlığı, yakıt kullanımı da ekonomiyi desteklemektedir.

Biz de ise yaşanan gerginliği bir hayal edin lütfen. Pek çok kişi “Makyavelist Gerçeklik Teorisi” olarak da adlandırabileceğimiz bir sendromla, “nasılsa ileride bana da kimse yol vermeyecek” düşüncesiyle, açık bırakılması gereken alanlara girmekte ve “yol benim, sen başının çaresine bak; sen de olsan bana yol vermezdin” diyerek hareket etmektedir. İşte bu demokrat bir tavır değildir ve açık bir şekilde başkasının hakkını göz ardı etmektir. 

Açık bırakılması gereken bir alana girmek medeni toplumlarda ayıp kabul edilir. Ama daha da kötüsü, yaya geçitlerinde yayalara yol vermemektir ki, bu da ayıp olmanın ötesinde, açıkça, beden diliyle, daha doğrusu sahip olduğu aracın kocaman metal gövdesiyle, başkasının hakkına meydan okumaktır. Şimdi lütfen bir dakika düşünün... Türkiye’de araçlar ve yayalar hangi oranda yaya geçitlerinde hakkın yayalarda olduğunu bilmektedirler? Aslında bu konudaki davranış, alışkanlık, tutum ve iç görüleri ortaya koymak için derinlemesine kalitatif araştırma gereklidir; ama gerçeği görmek için en iyi araştırma tekniği olarak kabul ettiğim gözlem yeterlidir. Bu gözlemi yaptığımızda, Türkiye’de yayaların bekleyip araçların geçtiği yaya geçitleri olduğundan başka bir şey görmüyoruz.

Ben ilk kez araç kullanmaya yirmi beş yıl önce İngiltere’de başladım ve ehliyetimi orada aldım. Türkiye’de bunca zamandır İngiltere’de nasıl araç kullanmayı öğrenmişsem aynı şekilde kullanıyorum ve bu yüzden başıma gelmedik şey kalmadı. Yaya geçidinde yol verdiğim için arkadan araç çarptı, açık bırakılması gereken alanı açık bıraktığım için söylenmedik söz kalmadı, yol verdiğim insanların büyük bir çoğunluğundan bir güler yüz görmedim. Ancak kurallara uymanın araç kullanmaktan daha fazla bir şey olduğunu ve demokrat olmakla ilgili olduğunu bildiğim için tarzımdan asla vazgeçmiyorum. Şimdi tekrar son bir yıldır yarı zamanlı olarak İngiltere ve Türkiye’de yaşıyorum ve aradaki açık ara farkı her ay acı bir şekilde gözlemliyorum. 

Son tahlilde, trafik kültürü ile demokratlık arasında çok güçlü bir doğrusal ilişki olduğuna inanıyorum. Bu alanda elde edilecek gelişmenin toplumda daha sağlıklı bir iletişim kültürü yaratacağını düşünüyorum. Bu nedenle, kampanya fikriyle, iletişim stratejisiyle, yaratıcı çözümlemesiyle, planlamasıyla ve hesap verebilir-sürdürülebilir bir yönetim anlayışıyla yapılacak ulusal bir trafik kültürü kampanyası Türkiye için büyük kazanımlar sağlayacaktır.

Kim bilir, belki bir gün olur.

 

Hakan Senbir Twitter hesabına ulaşmak için lütfen tıklayın

Hakan Senbir Facebook hesabına ulaşmak için lütfen tıklayın

 


 

Yasal Uyarı: halklailiskiler.com sitesinde yayınlanan yazılı ve görsel içeriğin tüm hakları halklailiskiler.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi herhangi bir içeriğin tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alınan içeriğin bir bölümü halklailiskiler.com’a link verilerek kullanılabilir.
Yorum Yazın

Yazarın Diğer Yazıları