Facebook
Twitter
Başa Dön
STRATEJİ

Doğu kültüründe kriz yönetimi

10 Ekim 2012 , Çarşamba 08:49
Doğu kültüründe kriz yönetimi
hakan@senbir.gs

 

Bin dokuz yüz seksen altı yılında Çernobil faciası sonrasında facianın boyutları medyada çok konuşuldu. Herkes, çay ve fındık başta olmak üzere, Karadeniz bölgesinde yetişen tarım ürünlerinin bu faciadan etkileneceğini konuşuyordu. Biz tam “ne olacak acaba” diye düşünürken, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı (Rahmetli) Cahit Aral çayın radyasyonsuz olduğunu kanıtlamak için kameraların önünde çay içmişti. Bu sahne topluma güven verdi mi? Şüphesiz verdi. Çünkü Fukuyama’nın ortaya koyduğu gibi, batıda toplumsal sermaye öne çıkar ama doğuda aile sermayesi önemlidir. Yani bizden biri bir şey söylerse, hatta büyükse, ona inanır, güveniriz. Sonuçta Sayın Bakan başka bir ülkenin bakanı değildi ve o dönemde algı sosyal paydaşların büyük bölümünde “Türkiye’de yetişen çayda radyasyon yoktur” yönünde çalıştı. Türkiye’de yetişen çayda radyasyon var mıydı, yok muydu, ben bilemem. Bilmem de mümkün değildir. Benim bildiğim, bizde aileden biri ya da bir büyük bir şey söylerse dinlenir ve çoğunlukla da ona inanılır. “Koskoca bakan içtiğine göre, Türkiye’de yetişen çayda radyasyon yoktur” denir.

Bu durum sadece bizde olur sanmayın. İki bin on bir yılında Japonya’da Fukuşima Nükleer Santrali Kazası yaşandı. Kaza dokuz büyüklüğündeki Tohoku Depremi sonrasında oluşan tsunami nedeniyle meydana gelmişti. Medyada tsunaminin etkisiyle Fukuşima Nükleer Santrali’nde meydana gelen sızıntının şehir suyuna karıştığı ve şebeke suyunda radyasyon değerlerinin normalin üzerine çıktığı konuşuldu. Halkı rahatlatmak ve ikna etmek gerekiyordu. Aynen yirmi beş yıl önce Türkiye’de olan bu kez Japonya’da oldu ve Tokyo Valisi Shintora Isihiara musluk suyunu televizyon kanallarının karşısında bir dikişte içti. Bazı yetkililer de kendisine eşilk ettiler. Sayın Vali de halkı rahatlatmak için gerekeni yapmıştı.

Türk çayında ya da Tokyo suyunda radyasyon olup olmadığından bahsetmiyorum. Durum ve sonuç ne olursa olsun, doğuda krizlerin neden böyle çözüldüğünü sorgulamaya çalışıyorum.

Francis Fukuyama’nın aile sermayesi teorisi bu konuyu açıklamaya yetmiyor dersek, Malcolm Gladwell’e dönelim...   “Outliers” adlı kitabında Gladwell, Koreli ikinci pilotların birinci pilotların hatalarında en ufak bir tepki göstermediklerinin tespit edildiğini belirtiyor. Gladwell bunun sebebini, doğu kültüründe kıdemli yöneticinin sözüne kayıtsız şartsız uymak olarak tanımlıyor. Gladwell’in yorumuna katılmamak mümkün değil. Sadece Kore’de değil, neredeyse tüm doğuda durum böyle.

Bu nedenle doğunun büyük bölümünde krizler bir büyüğün “merak etmeyin bir şey yok” demesiyle yönetilir. Bunu batıda asla yapamazsınız. Batıda krizler, ortada bir sorun yoksa, STK’lar dahil olmak üzere ilgili tüm organların mutabakatıyla açıklama yaparak yönetilir. Eğer bir hata varsa, ilk iş olarak hata kabullenilir, özür dilenir ve önlemler anlatılır.

Krizlerin yönetiliş biçimlerine eğri ya da doğru demek çözüm değil. Zira toplum yapısına göre hangi yöntem çalışıyorsa, o toplumdaki kriz de ona göre yönetilir. Önemli olan toplumsal yapıyı tartışmak. 

 

https://twitter.com/hakansenbir

http://www.facebook.com/hakan.senbir

 

Yasal Uyarı: halklailiskiler.com sitesinde yayınlanan yazılı ve görsel içeriğin tüm hakları halklailiskiler.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi herhangi bir içeriğin tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alınan içeriğin bir bölümü halklailiskiler.com’a link verilerek kullanılabilir.
Yorum Yazın

Yazarın Diğer Yazıları