Facebook
Twitter
Başa Dön
STRATEJİ

Kendi dilimizde kaybolmak

20 Şubat 2017 , Pazartesi 09:33
Kendi dilimizde kaybolmak
hakan@senbir.gs

Tercüme sırasında yaşanan kayıplar içeriğin değerinin azalmasına, hatta bazen tamamen kaybolmasına sebep olabiliyor. Aslında insanın dil bilgisi ne olursa olsun, iki ya da daha fazla sayıda insan kendi dillerinden başka bir dil konuştukları sürece iletişim kaybı yaşamamaları mucize sayılır.

İngilizce’de “Lost in translation” deyimi hayatın içinde sıklıkla yaşanan bir iletişim sorununu ifade eder. Üstelik sadece tercümede yaşanan kayıpları değil, aynı dili konuşan insanlar arasındaki iletişimde gerçekleşen anlam kayıplarını da işaret etmektedir.

Peki, kendi dillerini konuşan insanların anlaşamamasına ne demeli? Bu acı durumu tanımlayacak ifadelerden birinin “Kendi dilimizde kaybolmak” olduğunu düşünüyorum. Bu durumun giderek daha da arttığını görmek ayrı bir acı veriyor. Çünkü bu aynı zamanda iletişim mesleği için de büyük bir yaralanma anlamına geliyor.

Şu soruyla başlayalım: İnsan neden kendi dilinde kaybolur? Nasıl olur da, bebekliğinden beri ana dilini konuşan, bu dilde eğitim almış, bu dilde sevmiş sevilmiş, bu dilde üzülmüş, bu dilde rüya gören insanlar birbirleri ile iletişim kurarken ana dillerinde bile birbirleriyle anlaşamamaktadırlar.

Bunun bir tek sebebi veya cevabı yok. Ortada birden fazla sebep ve cevap var.

Öncelikle, bir kitabı baştan sona bitiren insan sayısında ciddi azalma var. Sadece kitap okuyanların değil, film ve veya tiyatro izleyenlerin sayısının da azaldığını düşünüyorum. Okuyup, izleyenlerin büyük bölümü ise öyküden kopmadan tamamlamayı başaramıyor. Bugün ortada böyle ciddi bir sorun var.

İkinci sorunsal da, çağımızda insanların başta sosyal medya olmak üzere internetteki yaşamı hayatın geri kalan ve asıl büyük bölümü için de referans almalarıdır. Oysa bu büyük bir yanılsamadır. Hayatın büyük bölümünde iletişim son otuz yılın değil, son on bin yılın kurallarına göre işlemektedir. Bu nedenle, sosyal medya ortamında geçerli olan kavrama ve iletişim kurma becerileri, bir proje brifini ilgili üçüncü parti şirketlere aktarırken geçerliliğini tamamen yitirmektedir. Özetle, internet iletişiminde kullandığımız kısa yolları, ameliyathanede ya da havaalanı yaklaşım kulesinde kullanamayız. Öyleyse neden iletişim sektöründe veya çevre endüstrilerde böyle kısa yolları tercih ediyoruz? Ya da neden, bir e-posta gönderirken, kafamızı son bir kez daha kaldırıp yazım dilinin anlaşılır olup olmadığına bakmıyoruz? Yüz yüze konuşmada karşımızdaki kişinin yüzüne bakıp bizi anlamadığını düşündüğümüzde gösterdiğimiz yaklaşımı her gün kullandığımız e-posta iletişiminde dikkate almamamızın sebebi nedir?

Üçüncü ve son sorunsal ise, Plaza Türkçesi diye bir garabetin dilimizi her geçen gün daha fazla kemirmesidir. Ana dilde yaşanan derin düşünce fakirliği, ne yazık ki, “Rodrigo’nun Gitar Konçertosu” der gibi konuşan bir iş dünyasını ortaya çıkarmaktadır. Bir insanın en iyi konuştuğu dil kendi ana dili olabilir, ancak bu o kişinin o dilde iyi düşündüğünü göstermez. Çünkü “konuşmak” bireysel bir tercihtir ve konuşan kişi dilediği kelimeleri kendisi seçebilir. Ancak “anlamak” başkasının tercih ettiği dil motiflerini kavramakla ilgili bir konudur ki, bu da okumak, izlemek gibi insanı derin düşünce için harekete geçirecek eylemler gerektirir.

“Kendi dilimizde kaybolmak” Türk iş dünyasının en önemli sorunlarından biridir. Bununla savaşmak konusunda en büyük görev de, kendisi de bu konuda yaralanmaya başlayan iletişim sektörüne düşmektedir.

Hakan Senbir Twitter hesabına ulaşmak için lütfen tıklayın

Hakan Senbir Facebook hesabına ulaşmak için lütfen tıklayın

Yasal Uyarı: halklailiskiler.com sitesinde yayınlanan yazılı ve görsel içeriğin tüm hakları halklailiskiler.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi herhangi bir içeriğin tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alınan içeriğin bir bölümü halklailiskiler.com’a link verilerek kullanılabilir.
Yorum Yazın

Yazarın Diğer Yazıları