Facebook
Twitter
Başa Dön
GERÇEK HAYAT

MEMLEKETTEN PR MANZARALARI - 1

6 Şubat 2014 , Perşembe 09:06
MEMLEKETTEN PR MANZARALARI - 1
cemi@tribeca.com.tr

Bizim sektörü düşünürken aklıma, Nazım’ın “ Memleketimden İnsan Manzaraları” şiirinden mülhem bu başlık düştü.

2013 Türkiye açısından çok ama çok hareketli bir yıl oldu. Besbelli ki en azından Ağustos ayında ilk defa halkoyu ile belirlenecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar bu hareketlilik ve tabii bütün sektörü işinde gücünde etkileyecek siyasi ve toplumsal belirsizlik de sürecek.

Bu arada, kâh bu gelişmelerden etkilenerek, kâh kendi iç dinamikleri neticesinde PR sektörü de bir hayli hareketli. Birçok konu başlığı, kimi yapısal kimi konjoktürel nedenlere bağlı olarak, adeta bir “potpuri” kıvamında genel bir resmi ortaya çıkartacak biçimde değerlendirilmeyi bekliyor.

Aşağıda dününü, bugününü ve yarınını anlamlandırmamıza yardımcı olacak sektörümüze dair 5 farklı konu ve etkinliğe dair değerlendirmelerime yer vereceğim. Bu yazının devamı olacak 2. bir bölümde son bir ay içerisinde düzenlenen 3 ayrı etkinliği değerlendireceğim.

1.Marketing Türkiye’nin okutacak ilginç kapak konusu bulma maceraları

Besbelli iletişim sektörüne bu kadar çok dergi fazla geliyor; böyle olduğu için de savrulmalar kaçınılmaz oluyor. Marketing Türkiye’nin bu ilginç kapak bulma sendromu da bununla alakalı. Rahmetli Ercan Arıklı’nın rahle-i tedrisinden geçmiş, zamanında bir kaç ilginçkapak dosyasına imza atmış eski bir Nokta’cı olarak bu çürütücü süreci iyi bilirim. Marketing Türkiye de bu yola girmiş gözüküyor. Aralık ayında yayınlanan “Gazetecilerin Gözüyle PR Sektörünün Enleri” kapağı da bunun son örneklerinden biri.

Kapak dosyasının temelini Xsights Araştırma şirketi ile yaptıkları online bir anket oluşturuyor.Gerçi  katılımcıların profesyonel konumları (yani kaçı muhabir, kaçı editör, kaçı ulusal basın veya sektörel dergi) belli değil  ama araştırmaya 101 basın mensubunun katılmış bu da bir şey deyip geçelim.

Soru seti daha da ilginç; bir fikir vermesi açısındanşöyle bir soru var örneğin: Size göre bir PR ajansında olması gereken en önemli özellik aşağıdakilerden hangileridir? A- Organizasyon/eventkapasitesi; B- Hızlı geri dönüş; C- Bakış açısı; D-  Yaratıcılık; E- Haber değeri taşıyan öneri sunabilmesi; F-  Çalıştığı markalar hakkında yetkin olması…

Bir diğer örnek de şu:  “Gazetecilere göre PR Ajanslarının hataları” soruluyor ve gazeteciler nezdinde ortaya çıkan bir hatamız şu: Pahalı olması!

Son olarak güncel futbol jargonundan aktarım ile söylemek gerekirse bu güzel pastanın çileği de en olumlu imaja(!) sahip PR ajansları grafiği kuşkusuz: Burada % 34’lük ilk 5’i görüyoruz ama nedense geride kalan % 66’lık dağılımı öğrenemiyoruz.

Ben neresinden tutulursa dökülen araştırma üzerinden hazırlanan bu kapak haberi üzerine, İDA Başkanı olarak, neredeyse 20 yıla yakındır tanıştığım Marketing Türkiye’nin Genel yayın Yönetmeni ve sorumlu yazı İşleri Müdürü Günseli Ocakoğlu’na dostane, keşke bu tip çalışmaları yaparken bize de danışsanız mealinde bir mektup yazdım. Ama cevabı dergisinin haber müdürü Ferruh Altun Bey’den aldım! O da sağ olsun gayet güzel bir topu taca atma mektubu kaleme almış. Ben de artık bunun üzerine bir söz söylemek gereğini duymadım.

Ama tabii konu burada da bitmedi:Ardından bu ankette 5’de 5 tutturan Bersay’ın kendi “imajını” övdüğü ilanı ve onun yine 5 sayfa ötesinde pek sık kendisinin yönetimini saygıdeğer ve bizim Derneğimiz IDA’nın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan eşine devrettiğini tekrarlayan Ali Saydam’ın bu kapak dosyasını savunan köşe yazısı geldi…

İşte bumemleketten PR manzaralarının birinci sahifesi…

2.Ali Saydam’ın bir türlü vazgeçemediği sektöre“ayar” verme âdeti

Ali Saydam ego katsayısı yüksek bu sektörün zirvelerinden biridir. Kendisi dâhil bilenler bilir ben her ortamda Ali’yi savunagelmişimdir. Kendi şahsına kişisel sempatim bir yana bunun en önemli nedenlerinden biri, doğru ya da yanlış Ali’nin bence bu mesleğin en temel vasfı olması gereken düşünmek ve yazmak eylemine verdiği önceliktir. Ali Saydam bizim kuşaktan bu sektörü yeni kavramlarla tanıştıran ve belli bir entelektüel seviyenin oluşmasına katkıda bulunan nadir isimlerden biridir.

Ama her ego zirvesinin olduğu gibi onun mesleki müktesebatının da daha az parlak bir yüzü de vardır. Bilerek veya bilmeyerek kırdığı insan sayısı çoktur. Bugün sektördeki mevcut bölünmüşlük haline de dahli hayli fazladır. Kuşak girişimleri boşuna çıkmıyor aslına bakılacak olursa…

Ben şahsen son bir yıldır Ali’nin, yaşının da getirdiği bir olgunlukla, ara başlıkta değindiğim “ayar verme” alışkanlığından zamanla vazgeçeceğini düşünüyordum. Yakın aralarla yaptığımız sohbetlerde bu inancımı güçlendiriyordu. Fakat galiba bir parça yanılmışım.

İlk önce kendi şirketinin rakipleri olan şirketlerin basın bültenlerini en iyi 10 sıralaması başlattığında – gerçi şimdi bayrağı yazdığı derginin editoryal kadrosu devraldı-  yanılmış olabileceğimi düşündüm. Ardından kendisinin yönetiminde olmadığı (!) şirketi birinci çıkınca, hep beraberce karşı çıktığımız PR= medya ilişkileri algısını pekiştirme denklemine bodoslamadan giren kapak haberini sahiplendiğini görünce diyecek pek bir söz de bulamadım doğrusu.

En son baktım, Marketing Türkiye’daki köşesinde başını kuma sokan bir devekuşu karikatürü eşliğinde başta İDA olmak üzere meslek örgütlerini hükümet ile Gülen Cemaati arasında ortaya çıkan siyasi çatışmada tavır almadıkları için eleştiriyor; Yeni Şafak Gazetesi’ndeki bir yazısını bize örnek gösteriyor. Bu kez diyecek fazla sözüm de kalmadı…

Bu da memleketten PR manzaralarının ikinci bir sahifesi.

Keşke Ali Saydam bu kötü alışkanlığından vazgeçebilse; böyle dışarıdan ama sıklıkla da yukarıdan konuşmayı bırakıp sektörün içinden konuşabilse, o zaman bizlere özellikle de genç meslektaşlarımıza daha fazla katkısı olacaktır.

3.Sektörün üstünde Demokles’in kılıcı olarak Tüketiciyi Koruma Kanunu’nun 61 maddesi

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe giren Tüketiciyi Koruma Kanunu” hem içeriğini önceleyen bakış açısı ile hem de hazırlanış süreci ile ilgi olarak ülkemizdeki demokrasinin ne kadar işlevsel bir süreç olup olmadığının güzel bir örneği.

Bakış açısını anlamak için kanunun adına bakmak yeterli aslında: Tüketiciyi Koruma Kanunu. Bu bakış açısına göre tüketici denen sizler bizler aslında korunması gereken bir tür çocuk derekesinde bireyleriz; neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilebilecek akli melekelerden henüz uzağız; o nedenle de korunmamız gerekir.

Özetle bu kanun bir kere daha bir gerçeği kanıtlıyor: Zaman değişse, iktidarlar değişse de vatandaşını yetişkin görmeyen zihniyet değişmiyor!

Bu arada kanun tüketiciyi şerrinden koruma altına aldığı “olağan suiistimalcilerden” biri de biz PR’cılarız. Söz konusu kanunun 61. Maddesi hemen hemen tamamı ile bizlerin faaliyetlerine ayrılmış. Kısaca yazılı ve görsel medyada yer bulan tüm PR faaliyetlerini “örtülü reklam” kavramı altına alıp, yasaklılar listesine alıyor.

Tabii kanunun hazırlanış sürecinde yaşananlar ise ayrı bir ibretlik durum. Bütün bir sektörün tamamı ile olmasa bile en önemli varoluş nedenlerinden birini ortadan kaldırabilecek böyle bir madde yazılırken bu sektörün temsilcilerinden ve onun paydaşlarından kimsenin haberi olmuyor. Konu ile doğrudan ilgili içinde kamu yöneticilerinin de bulunduğu TOBB İletişim ve Medya Meclisi var; TÜHİD var; İDA var ama kimsenin haberi olmadan kanun TBMM’den geçiyor ve Cumhurbaşkanlığının onayı ile yürürlüğe giriyor.

Bu da Türkiye’den PR manzaralarının bir başka cephesi.

Bu konu ile ilgili tek iyi haber de şu: TÜHİD’in kamu ilişkileri alanında kayda değer bir birikimi var. Bir biçimde önce İDA’nın paylaşımı ve TÜHİD ’in girişimi ile konu TOBB Medya ve İletişim Meclisi’nin gündemine taşındı ve bu konuda bir çalıştay gerçekleştirildi. Önümüzdeki günlerde maddenin uygun biçimde değiştirilmesi veya bu olamıyorsa kanunun uygulanmasına yönelik yönetmeliğin hazırlanması aşamasında reklam, örtülü reklam ve PR kavramlarının doğru tanımı yolu ile sapla samanın birbirine karışması engellenmeye çalışılacak.

4."Düşük Bütçeler ile Mucizevi Medya Planlama ve PR Zirvesi" ya da sektörün yazık olan itibarı

Geçtiğimiz günlerde bir de böyle zirve toplantısı düzenlendi.Hani derler ya ismi bile başlı başına bir program olan bir etkinlik. Bu zirveyi düzenleyen arkadaşlar kimlerdir; buraya kimler katıldı hiçbir fikrim yok.

Ancak bu etkinliğe bir de sektörün yeni kuşak ama muteber şirketlerinden birini temsilen bir meslektaşımızın “Hedefi 12’den vuracak PR Planlaması için Uygun Bütçeli Çözümler” başlıklı bir sunum ile katılacağını görünce aklım iyice karıştı.

Onların en azından bir açıklamaları vardır diye düşünüyorum ama bu da memleketteki PR manzaralarının bir başka cephesi bile diyemeyeceğim; dibi ne yazık ki…

5.Bu ülkede 45 adet iletişim fakültesi var

İsmi bende saklı bir genç şöyle yazmış bana: “Bu size ikinci e-mailim. Cem Bey, başka çarem kalmadı. Çünkü ne yaparsam yapayım olmuyor. Bir yerden sonra yetmiyor. Ve de bir fırsat verilmedikçe de olmayacak, biliyorum. Bu kadar mı zor iş istiyorum, işten çok yetiştirilmek istiyorum. Dört sene ben bu alanda eğitim almışım, emek vermişim ama eğitim aldığım mesleğim ne yapıyor onu bile bilmiyorum. Evet, teorik olarak biliyorum ama uygulama da ne tür işler yapıyor, bilmiyorum.“

Bu genç arkadaş daha sonra birkaç mail daha attı; eminim sektörde başka kişilere da atıyordur… Sonunda kullandığı gereğinden fazla “dramatik” üslubu dolayısı ile biraz kızdım da kendisine.

Sonuçta kimse bir üniversitenin belli bir bölümünü bitirdi diye illaki o alanda iş yapacak bir kural ya da bir “kazanılmış” hak yok aslında. Örneğin ben bu ülkenin karmakarışık bir döneminde Türkiye’de biraz işletme, Fransa’da birazdan çok sosyal antropoloji okudum ve iş hayatımı da PR’cı olarak bitireceğim. Herkes kendi cevheri ve kaderi ile baş başa sonuçta. O günlerde kalkıp biri bana sorsa aklımdan PR’ın P’si bile geçmezdi…

Öte yandan bu ülkede mevcut durumda devlet ve vakıf üniversiteleri dâhil toplam 45 iletişim fakültesi olduğu da bir başka acıtıcı gerçek.

Besbelli ki bu fakülteler kimi askerlikten bir süre daha kaçmak ya da subay olmak için veya üniversite diploması olsun da nasıl olursa olsun diye düşünen gençleri n ve onların ailelerinin bir tür sığınağı; başka bir şey değil.  Buralardan en kötümser rakamlarla her yıl yaklaşık 1.500 genç mezun oluyor ve bu arkadaşların kayda değer bir bölümü de sektörümüzde yer bulmak için çaresizce çırpınıyorlar.

Sonra yukarıda zikrettiğim gibi başvurular geliyor ne yazık ki. Reklam sektörü dediğimiz en fazla 3.000 kişi, medya olsun da 5.000 kişi olsun, PR sektörü 1.500, diğer iletişim faaliyet alanları da 1.000; bu kadar fazla bir mezun sayısı nereye istihdam edilebilir ki…

Ara sonuç niyetine…

Bütün bunlardan nasıl bir bütünlüklü resim çıkıyor? Pek parlak bir resim olmadığı açık. Sektörün ilk özel girişimi 1969 yılında Prof. Dr. Alaeddin Asna tarafından kurulmuş. Hemen ardından Betül Mardin gelmiş. İlk sektör derneği 1972’de kurulmuş, ilk özel sektör girişiminden 35 yıl sonra 2004 yılında şirketlerin üye olduğu İDA kurulmuş. Sektör dergileri reklam sektörü haberleri yanında PR sektörü haberlerine de yer verir olmuş; bu arada dünya kadar iletişim fakültesi açılmış… Velhasıl aradan 50 yıla yakın zaman geçmiş ama geriye dönüp bakınca bazı konularda bir arpa boyu yol kat edilmediği görülüyor. Hangi bakımlardan? Kabaca 3 başlık ortada: mesleğin tanımı; standartları; kamu nezdinde yeterince güçlü bir duruş eksikliği ve kurumsallaşma.

Geleceğe dair bunu aşabilecek adımlar hiç mi yok derseniz; tabii ki ve iyi ki var. Geçtiğimiz Ocak ayı içerisinde sektörümüz adına umut verici 3 önemli etkinlik gerçekleşti. Sevgili Zehra Güngör İPRA Başkanı oldu; İDA 140’ı aşkın meslektaşının katılımı ile kuruluşunun 10. Yılını düzenlediği bir gala gecesi ile kutladı ve en son genç meslektaşlarımızın her ayın son cuması gerçekleştirdikleri PR İstanbul etkinliğinde sektörün farklı temsilcileri bir araya geldi.

Bu üç etkinliğin önemi ve değeri ne bunları da bir sonraki yazımda değerlendirmeye çalışacağım.

 

Ali Cem İlhan Twitter hesabına ulaşmak için lütfen tıklayın

 

Yasal Uyarı: halklailiskiler.com sitesinde yayınlanan yazılı ve görsel içeriğin tüm hakları halklailiskiler.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi herhangi bir içeriğin tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alınan içeriğin bir bölümü halklailiskiler.com’a link verilerek kullanılabilir.
Yorum Yazın

Yazarın Diğer Yazıları