Facebook
Twitter
Başa Dön

Türkiye'yi anlama kılavuzu

18 Eylül 2012 , Salı 13:08
Türkiye'yi anlama kılavuzu

Değerler ve kişilik

  • Bireyci mi kolektif mi?
  • Gelenekçi mi yenilikçi mi?
  • Mutlu mu depresif mi?
  • Tatminkar mı memnuniyetsiz mi?

Biz ve ben

Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı, Teke Tek’te Nihat Doğan’ı konuk ediyorlardı. Nihat Doğan, meğerse ‘ben’ diyemezmiş. Kendisinden bile bahsederken hep ‘biz’ dermiş. Bu elbette Nihat Doğan’a özgü bir şey değil. Örneğin “Kadiristlerin” de başvurduğu yöntemlerden birisidir bu çoğul konuşma.

Hasan Pulur da böyle konuşur ve yazar. Bu kendisine sorulduğunda “bizim kuşağın çoğunluğunun bir alışkanlığıdır bu tarz” der ve bunun eskiden konuşma ve yazma dilinde alçakgönüllülüğü göstermek için sıkça kullanılan bir biçim olduğunu açıklar.

Bu bana Nihat Doğan’ı izlerken çok sevimli gelmişti. Biraz Anadolu saflığı, biraz sufi geni, biraz da modern dünyada “yara almış benliğin” yansımasını görüyorum bu üslupta ben. Murat Bardakçı program boyunca “birey olmak kötü bir şey değildir” diye eleştirdi Nihat Doğan’ı. Haklı olabilir. Ama benim buradan gözlediğim şu ki herkes cemaat konuşurken aslında cemaat de insanlara bireyselliklerini ve benliklerini iade ederek genişliyor.

Bir şeyler yapmak isteyen biraz bilgili, potansiyel sahibi ama imkânı olmayan benlikleri yaralı insanları alıyor, onlara ‘sen yaparsın, biz de arkandayız’ deyip, cemaati kullandırıp kapılar açıyor. Böylece insanlar hem hep içinde büyüdükleri ‘biz’ duygusundan ve o biz olmanın sağladığı güvenlik çemberinden kopmuyorlar, hem de Türkiye’de Maslow hiyerarşisinin kendini gerçekleştirme (self actualization) aşamasını geçmek için de bir imkân buluyorlar.

Aslında bu 80’lerde ünlü Mc.Kinsey’ci John Naisbitt’in (Search For Excellence) tam da altını çizdiği durumdur: Başarılı şirketler hem insanları bir yere ait hissettiren, hem de kişisel başarıları için onları birey olarak takdir eden şirketlerdir.

Bu insan kaynakları alanına giren bir konu gibi görünse de aslında başarılı markaların da Türkiye’de bunu yaparak oluşacağını düşünüyorum: Kişiyi hem markaya ait hissettir, hem de bireysel olarak kendini gerçekleştirmesini sağla.

Ipsos KMG’nin araştırmasında kişilikle ilgili bulgular tam da bu dinamik üzerine oturuyor:

Başlangıç olarak katılımcıların kişilik bölümünde verdiği yanıtlardan hareketle hemen kişiliğin cinsiyetlere çok az bağlı olduğunu, daha çok kültür ile şekillendiğini söyleyebiliriz. Açıkça görüyoruz ki bu bölüme ait sorularda, kadın-erkek sonuçları arasında dramatik bir fark yok. Sadece çevredeki uyumu koruma, alışveriş yapmadan evvel danışma ve başkalarının düşüncelerini önemseme konularında kadınlar erkeklere kıyasla daha hassaslar. Bunun kadınların daha dış referanslı, dış etkenlere daha açık ve daha kolektif bir ruha sahip olmasına bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

Diğer tüm noktalarda ise kadınlar da erkekler de içinde bulundukları yaş ve SES’in kültürü paralelinde hareket ederken bile “biz-ben” ikileminin etkisinde bir duruş sergiliyorlar: Örneğin, yaşa bağlı olarak, alışkanlıklara ve kurallara bağlılık doğal olarak artıyor.

Haliyle çevrede uyumu sağlamak konusunda da ilerleyen yaş pozitif etkiye sahip oluyor. Bunun tersi dış görünüşe önem verme, modaya uyma, güncel kalma, değişime uyum sağlama gibi konularda ise yaş ilerledikçe geriye düşülüyor. Ancak bu doğal trende rağmen “gelenekçi olmamakla” özdeşleşenler %5-6’larda dolaşırken, büyük çoğunluk kendisini gelenekçi ve alışkanlıklarından vazgeçemez olarak tanımlıyor. 18 yaş altı grubun bile %23’ü bu paralelde bir duruş sergiliyor.

Otoriteye uygun davranma ve “bize” tabi olma konusunda da, her zaman kurallara uygun davrananlar neredeyse %40’lara kadar çıkıyor. Dış görünüşe dikkat etme, aslında ilk bakışta estetik bir kaygıymış gibi kulağa gelse de, aslında dış referanslı olmanın, “bizin” ne diyeceğini dikkate almanın başka bir göstergesi olarak rahatlıkla okunabilecek bir tavır olarak rağbet görüyor.

Buradan şöyle bir çıkarım yapabiliriz: Gelenek ve kurallara uyum ile ilgili bulgulardan hareketle Türk insanının genelde geyiklere malzeme olmuş bir özelliği olan “kural tanımaz” yapısının aslında rahatlıkla sorgulanabilir olduğu açıktır. Sigara içme yasağının, imkânsız görüldüğü kahvehanelerde bile %95 üzerinde uygulanabilmesi bu bulgulara iyi bir örnek olarak gösterilebilir.

Rakamlar bize Türk insanının büyük ölçüde yeniliklere açık olduğunu gösteriyor. Teknolojiye kolay uyum sürecimizi ve yeni teknolojileri hemen sahiplenişimizi buna bağlayabiliriz. Türkiye bu nedenle şüphesiz yeni ürünler, inovasyonlar ve teknoloji zincirleri için iyi bir pazar. Ama diğer taraftan da, yine başlangıçta dikkat çektiğimiz biz-ben ikileminin bir yansıması olarak Türk insanı bireysel ve toplumsal olma skorlarında net cevaplar verememiş gibi görünüyor.

Örneğin modayı takip edip-etmeme konusunda bile “kararsızlar”, başka bir deyişle “ne öyle ne böyle yapanlar” diğerlerinden daha yüksek bir yüzdeye sahip (yine %40’lara kadar çıkıyor). Ya da kendi sosyal çevresinde insanların danıştığı bir lider olup-olmama konusunda da “ne öyle-ne böyle” diyenler çoğunlukta. Bu durumun öncelikli nedeni, birey olma yolunda hala bir “arafta” bulunmamız, sosyo-psikolojik açıdan bireysel ve kolektif kimlik arayışı sürecimizi tamamlamamış olmamız olabilir. Diğer bir nedeni ise bireysel ve kolektif kimliğin bu tarz bir anketle anlaşılamayacak kadar görece olması, duruma göre değişebilmesi, de olabilir.

Ancak profesyonel deneyimlerime dayanarak şunu da göz ardı etmemeyi vurgulamalıyım ki, ne bu toprakların insanlarını, ne de Türkiyeli tüketicilerin dinamiklerini “mota mot” batı normlarıyla anlamak mümkündür. Biz zaman zaman yükselen tüm milliyetçilik etkilerine rağmen Anadoluluyuz ve çok kültürlü bir geçmişin çocuklarıyız.

Bu aslında son derece post-modern bir durum ve hakikaten samimi olarak, ”hem öyleyiz - hem de biraz böyle”. Bu sebeple bir taraftan yeniliklere açıkken, diğer taraftan dibine kadar “gelenekseliz”. İşte bu sebeple “ben-biz” ikilemi, her birimizi hiçbir Batı toplumunda olamayacak kadar “kendimiz” yapıyor.

Haluk Sicimoğlu

Alice BBDO / Stratejik Planlama Direktörü

  • Toplulukçu Değerler

Türkiye toplumunun genelinde yüksek bir kişilik özelliği olan “biz”cilik, bir başka deyişle topluluk­çuluk konusunda kadınlar erkeklere göre bir adım daha öne çıkıyor.

Kadınların %63’ü başkalarının kendisi hakkındaki düşüncelerini önemsiyor, %56’sı kendi mutlu­luğunu çevresindekilerin mutluluğuna bağlı görüyor, %76’sı ise çevresinde uyumu korumayı kendisi için önemli görüyor.

Bununla birlikte toplulukçuluk değerleri genelde yaşla birlikte yükseliyor.

  • Yaş gruplarına göre toplulukçu değerler

4 - 17 yaş aralığı %61, 18 - 24 yaş %62, 25 - 34 yaş %65, 35 - 44 yaş %62 ve 45 üzeri %60 oranında Başkalarının hakkımdaki düşüncelerini önemserim fikrine katılıyor.

14 - 17 yaş %54, 18 - 24 yaş %56, 25 - 34 yaş %56, 35 - 44 yaş %53 ve 45 yaş üzeri %58 oranında benim mutluluğum çevremdekilerin mutluluğuna bağlı fikrine katılıyor.

14 - 17 yaş %67, 18 - 24 yaş %74, 25 - 34 yaş %76, 35 - 44 yaş %76 ve 45 yaş üzeri %77 oranında çevremde uyumu korumak benim için önemli fikrine katılıyor.

  • Bireyselci değerler

Öte yandan toplumda daha az, ama yine de önemli bir kesimde var olan “ben”cilik (bireyselcilik) değerleri, erkeklerde daha yaygın. Erkeklerin %44’ü etrafı ne der diye düşünmeden dilediği gibi yaşadığını söylerken, bu ifadeye katılan kadınların oranı %33 olarak tespit ediliyor.

Gençlerin yaşlılara göre daha bireyselci olduğu gözleniyor. “Etrafın ne der, diye düşünmeden dile­diğim gibi yaşarım” diyenlerin oranı 18-24 yaş grubunda %43 iken, yine aynı yaş grubundakilerin %60’ı kendi önceliklerinin her şeyden önce geldiğini düşünüyor.

Erkeklerin %44'ü kadınların da %33'ü etrafım ne der, diye düşünmeden dilediğim gibi yaşarım fikrini savunurken, erkeklerin %49'u kadınların %50'si kendi önceliklerim her şeyden önce gelir fikrini, erkeklerin %72'si ve kadınların %71'i genelde fikirlerimi rahatça ifade edebiliyorum fikrini savunuyor.

  • Yaş gruplarına göre bireyselci değerler

14 - 17 yaş aralığı %43, 18 - 24 yaş %43, 25 - 34 yaş %39, 35 - 44 yaş %36 ve 45 üzeri %37 etrafım ne der, diye düşünmeden dilediğimi yaşarım fikrine katılıyor.

14 - 17 yaş aralığı %58, 18 - 24 yaş %60, 25 - 34 yaş %50, 35 - 44 yaş %44 ve 45 üzeri %45 oranında kendi önceliklerim her şeyden önce gelir fikrine katılıyor.

14 - 17 yaş aralığı %64, 18 - 24 yaş %72, 25 - 34 yaş %73, 35 - 44 yaş %72 ve 45 üzeri %72 oranında genelde fikirlerimi rahatça ifade edebiliyorum fikrine katılıyor.

  • Gelenekçiyim ve alışkanlıklarımdan vazgeçmem

Türkiye’de yaşayan insanların %60’ı gelenekçi olduğunu ve alışkanlıklarından vazgeçmeyeceğini söylerken, bu ifadeye katılanların oranı 35-44 yaş grubunda %64’e, 45 yaş üstündekilerde ise %63’e çıkıyor.

14 - 17 yaş aralığı %48, 18 - 24 yaş %55, 25 - 34 yaş %59, 35 - 44 yaş %64 ve 45 üzeri %63 oranında bu fikre katılıyor.

  • Her zaman kurallara uygun davranmaya çalışırım

Türkiye’de insanların %73’ü her zaman kurallara uygun davranmaya çalıştığını belirtiyor. Bu oran kadınlarda %75 erkeklerde %71 olarak tespit ediliyor.

Her zaman kurallara uygun davranmaya çalışmak, ileri yaşlarla kıyaslandığında gençlerde daha az karşılaşılan bir tutum. Yine de 14-17 yaş grubunun %64’ü, 18 - 24 yaş grubunun %68'i, 25 - 34 yaş grubunun %74'ü, 35 - 44 yaş grubunun %76'sı ve 45 yaş üzeri grubun %76'sı bu fikre katıldığını ifade ediyor.

  • Yeniliklere açığım ve kolay uyum sağlarım

Öte yandan, Türkiye aynı zamanda yeniliklere açık bir toplum. Yeniliklere açık olduğunu ve kolay uyum sağladığını belirtenlerin oranı kadınlarda %65 iken, erkeklerde %61 olarak tespit ediliyor. Öte yandan, beklendiği gibi, genç nüfusta yeniliklere açık olmak ve kolay uyum sağlamak yaşlılara kıyasla daha yaygın bir tutum.

14-17 yaş grubunun %70’i, 18 - 24 yaş grubunun %72'si, 25 - 34 yaş grubunun %68'i, 35 - 44 yaş grubunun %62'sı ve 45 yaş üzeri grubun %55'i bu fikre katıldığını ifade ediyor.

  • Kıyafet tercihimde modayı takip etmeye özen gösteririm

Kıyafet tercihimde modayı takip etmeye özen gösteririm” diyenlerin oranı Türkiye genelinde %31 iken bu oran 14-17 yaş grubundaki gençlerde %51, 18 - 24 yaş grubunda %45, 25 - 34 yaş grubunda %33, 35 - 44 yai grubunda %24. Bu oranın en düşük olduğu yaş grubu ise 45 yaş üstündekiler (%23).

  • Arkadaşlarım, çevrem yeni bir şey alırken bana danışır

Kadınların %47’si ve erkeklerin %39'u çevrelerinin yeni bir şey alırken kendilerine danıştığını söylüyor. Bu fikre katı­lımda öne çıkan grup ise 18-24 yaşındaki gençler (%53) olurken, 14- 17 yaş grubunda %48, 25 - 34 yaş grubunda %45, 35 - 44 yaş grubunda %40 ve 45 üzeri yaş grubunad %38.

Yasal Uyarı: halklailiskiler.com sitesinde yayınlanan yazılı ve görsel içeriğin tüm hakları halklailiskiler.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi herhangi bir içeriğin tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alınan içeriğin bir bölümü halklailiskiler.com’a link verilerek kullanılabilir.
Medya
PDF
Yorumlar
1.93 / 14 Ekim 2017 , Cumartesi 00:50
15 yaşındayım 1.93 üm boy olayı doğru
Yorum Yazın