Facebook
Twitter
Başa Dön
Markalar Dünyası

Markalarını sahiplenen şehirler

1 Haziran 2017 , Perşembe 11:22
Markalarını sahiplenen şehirler
ardasayiner@gmail.com

Geçtiğimiz hafta sonu Fransa ve Monaco'da iki farklı etkinliğe katıldım. Cannes Uluslararası Film Festivali ve Monte Carlo Formula 1 Yarışları. Pazarlama iletişiminin ABD'deki örneklerden sonra en uç emsali olabilecek bu iki etkinlikle beraber ülkelerin sporu ve sanatı turizm odaklı tanıtıma ve verimli bir gelir mekanizmasına nasıl dönüştürdüğünü bir kez daha görmüş oldum.

İlk bahsetmek istediğim etkinlik bu yıl 70. yılını kutlayan Cannes Uluslararası Film Festivali. Pazarlama iletişimi açısından festivalin en büyük başarısı etkinliğin şehrin her noktasında hissedilmiş olmasıydı. Tuhafiyeden Michelin yıldızlı restoranlara kadar tüm iş yerleri festivalin afişlerini dükkanlarının camlarına ve restoran mönülerine eklemiş. Ana sponsorlardan Nespresso'nun tüm kahve noktalarına festival görsellerini taşımış. Dondurmacılar 70. yıl peçeteleri sunarken, ünlü çikolata markaları 70. yıla özel "limited edition" ürünler hazırlamış. Havalimanı billboardları, sahil boyunca kurulmuş açık hava sinemaları, festival alanındaki dev alışveriş çadırları Cannes Uluslararası Film Festivali'ni bir pazarlama şölenine dönüştürmüş. Kısacası halk festivali sahiplenmiş ve şehrin her köşesine bu ruhu taşımış. Turistler çektikleri fotoğraflar ve satın aldıkları ürünlerle artık bir festivali değil muazzam bir şehri dünyaya pazarlar olmuşlar. Festivale katılan dünya starlarını, kozmetik ve moda markalarının kendi reklamları uğruna kırmızı halıya dahil ettiği ünlü simaları, uluslararası gazetecileri ve sosyal medyadan sağlanan görünürlüğün katkısı ise aşikar.

Festival pavilyonunu üst düzey kültürel paylaşımların yapıldığı bir sinema ortamından öte ticari fonksiyona dönüştüren şey ise "film market" dedikleri alandı. Katılımcı ülkelerin yurtdışına ihraç etmeye çalıştıkları filmlerin pazarlandığı alan tek kelimeyle "iş" kokuyordu. Türkiye'deki festivallerde ne yazık ki rastlamadığım bir aplikasyon üzerinden istediğiniz ülkeden istediğiniz temsilci ile iletişim kurup ülke standında buluşabiliyorsunuz. Festivalin kültür ve sanat kısmının yanında ticaretin de konuşulduğu bir alan. Her anıyla buram buram satış, harıl harıl pazarlama.

Festivalde dikkatimi çeken ise yoğun kalabalığa rağmen restoranların turist azlığından şikayet etmesiydi. Tam da "Cannes terörün gölgesinden kurtulmuş" diyecekken 21 yıllık bir restoran sahibi hayatı boyunca şehri festival süresince ilk kez bu kadar boş gördüğünü söyledi. Bu bilgilendirme sonrası güvenlik önlemleri daha da dikkatimi çekti. Kısacası 3 sokakta bir tetikte bekleyen ağır silahlı askerlerin gölgesi ve kırmızı halının parıltısında geçti festival.

Gelelim Formula 1 yarışlarına. Yarışın bu yıl 75.’si düzenlenen Monte Carlo ayağı terör korkusuna rağmen yine dünyadan binlerce turist çekmiş. Son Iron Man filminde Robert Downey Jr.'ın F1 yarışlarını izlediği ( ve dolayısıyla yarışların aylar öncesinde bu filmle algıda pazarlanmaya başlandığı) nokta olan ünlü Cafe de Paris'in terasında yarışları izledik) sıcağın ve kalabalığın yanında güvenlik önlemleri de üst düzeydeydi. Hayatımda ilk kez bir restorana girerken üzerimin arandığını gördüm. Ama bu bile tribünlerin dolmasını engellememiş. Biletlerin €240'dan başladığı yarışın yarattığı esas ekonomi ise Marina ve Casino ekonomisi. Marina bölgesinden de seyredilebilen yarış için yüzlerce tekne sahibi milyon dolarlık yüzen evlerini Monte Carlo'ya getiriyormuş. Şehrin içinde gerçekleşen yarışlar için satılan bariyerlerden yapılma reklam alanları ise Formula 1'in en büyük gelir kalemini oluşturuyormuş.

Aynı Cannes’da olduğu gibi şehrin birçok noktasının Formula 1'i sahiplendiğini gördüm. F1 kupası içinde yemek sunan restoranlardan, Formula 1 forması giyen metro çalışanlarına kadar şehrin her yerinde yarışların heyecanını gözlemlemek mümkündü. Her metro durağında ücretsiz turist rehberleri, her dükkanda günlük F1 yarış çizelgesi.

Bir kez daha anladım ki, tarih ve doğal güzelliklerin ötesinde turizm sektöründe rakiplerden ayrışabilmek ve destinasyon pazarlaması yapabilmek için şehre, o şehrin imzası olacak uluslararası etkinlikler kazandırmak gerekiyor. Ve tabii bu etkinlikleri devlet, özel sektör, esnaf ve halk olarak sahiplenmek. Gözlemim şu ki; terör tek başına bir engel değil. Farklı deneyimleri, üst düzey organizasyon ve net bir güvenlik vaadiyle sunmak ülkemize yetecektir. Gerisi halkımızın ve sektörün o meşhur Türk misafirperverliğine kalmış!

Arda Sayıner Facebook hesabına ulaşmak için lütfen tıklayın
Arda Sayıner Instagram hesabına ulaşmak için lütfen tıklayın

Yasal Uyarı: halklailiskiler.com sitesinde yayınlanan yazılı ve görsel içeriğin tüm hakları halklailiskiler.com'a aittir. Kaynak gösterilse dahi herhangi bir içeriğin tamamı izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alınan içeriğin bir bölümü halklailiskiler.com’a link verilerek kullanılabilir.
Yorum Yazın

Yazarın Diğer Yazıları